SARALI MESS

 

Bakımsız set çökerse, müşkül durum dereotunu sulandırırsa, donuk sönük on semt küçültürse akşam yemeğini, günün esas yemeği gürültüyse, patırtıysa, şamataysa. Kepçe kepçe kuvvet batırıyormuş, mahrem olayım ben. Tekerlek çubuğumuz kırsal fıtıkların pistidir, rusya’nın en sıkışık zamanlarında. Hışırda tekerlek izi merhametsiz çavdar ruanda. Süvari kılıcı, siyah torba senin kurbanlarının neşesini kaçırmış, kederli bir hurç ile. Sadist bir hurç, dağılmaz camı.

 

Bu kadarla iktifâ ettim. Oturup sakin olacağım bir yer bildim, yuttu hücremi dürüst oyun, hızlı hücum, hazır yemek, yazgıcılığın. Arabalı vapur uzaktı, pul pul, çıtçıt, fişek-teknik bir karışımla doldurulmuş eşek. Yaşamın amacı dünya nimetlerinden fişek-teknik karışımlar almak mı? Nesnelerin, elden geldiğince çok fişek-teknik karışım sağlayacak biçimde yapılmaları mı? Sohbete alınmış saralı mess. Dilediği etten dilediği. Sohbete alınmış. Gelin sandalyesi, vaktiyle iki şeytandan biriymiş, ateş getirilmiş, bunamış ateş, mazmaza akşamı evcimenmiş.

 

Kendi kendine konuşuyor katılaşmış bir mücevher. Çok rahat, sıcacık. Zor zaptediyor kahkahayı. Bir ayakkabı tabanında, güneşle ilgili bir teselli. Çamaşır sodasıyla sırılsıklam. Hızı sese yaklaşırken, yok pahasına. Uyku getiren büyücü, dokununca acıyor. Vasat bir müziğin uyandırdığı. Ses geçirmez, dövme. Kitabı bağışladım fethedilememiş bir bilgisayarın burnuna geçirilen burun şeklinde bir rüyanın hicvolunmamış mess mahzenlerine.

 

Bu burun kanaması, başkasının işine burnunu sokuyor. Burun delikleri özlem dolu, kocakarı ilacı dolu, her derde deva. Dikkate değince noter, adı çıkmış dikkate. Yerdeydi kasım tuhafiyeleri, sayı belirtmeyen dert külçe. Kürek çekiyorum çıplak meşeye, ölü hakkında kısa meşe. Unuturdum anlaşılması güç kaçık kralları burnumla eşerdim öğrenci yurdunun pencerelerini. Ekim ahtapot. Sakatat bambaşka. Esrarlı okyanus, büyülü saati göre göre sekizgeni gücendirme. Gücendirme göze ait göz doktorunu. Uzağa tamamen yanılan.

 

Kış uykusuna yatmış kasvetli hediyelerimiz olur, daktiloda çift hamuru tek karanlıkla yazdık. Yoksun bırakılmış parçalarımıza ayrılır akşam. Erir yataklara, soğuk, inatçı, ağır. Başı döner yorganın, gözü kararır. Aşağı. Güneye doğru. Yenilgiye uğramış tahta çivinin sağanak yıkılışı. Akşamüstü, hafif uyku, yani şekerleme, rüzgârla birlikte değil, aşağı katların ölü renkleriyle. Korkunç, dehşetli, iğrenç, berbat ekim sonu, çok uzak bir gösterişli yaşamın salyası akıyor odaya.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterPin on PinterestShare on Google+Share on LinkedInPrint this pageEmail this to someoneShare on Tumblr